Nereden başlamalı anlatmaya ?
Belki de bana hissettirdiklerinden başlamalıyım.. Uzun zamandır klasik kitaplardan okuyordum ve sonra okuma isteğimin gerilediğini ve hatta neredeyse durduğunu söyleyebilirim sizlere. Fark ettim ki ben uzun zamandır okuduğum karakter ile yaşama hissini unutmuşum ve çok özlemişim. Peki bu hissi nasıl geri kazanacaktım veya ne okumam gerekiyordu ?
İşte o an lisede okuduğum tek yazar olan Kristin Hannah okumaya geri dönmeliyim. Karantina günlerinde olduğumuzdan dolayı bir kitapçıdan alamadım. Ben de hemen internet sitelerinde dolaşmaya başladım. Bu yazı içerisinde olumsuz konuşabileceğim tek şey roman fiyatları olabilir. Ben lisedeyken yani 4 5 sene öncesinde romanlarımı 20 25 tl gibi fiyatlara alıyordum şimdi en ucuzları 35 40 tl arasında. Ama benim aldığım sıra indirim vardı ve Kristin Hannah kitaplarımı tanesi 23 tlye gelecek şekilde aldım. İki tane de kardeşime kitap aldım ve kitap alışverişim toplam 105 tl gibi bir fiyat oldu. Siparişimi okuoku sitesinden verdim, kargo işleri yavaş ilerlese de (yalnızca bu dönemde değil daha önceki senelerde de bu şekilde olmuştu) kitaplarıma hasarsız bir şekilde ulaşabildim. Ayrıca hediye bir tane de Sherlock Holmes kitabı koymuşlardı.
Ve artık yalnızca Kristin Hannah üzerine konuşabilirim..
Bana hissettirdikleri dedim ya, işte simdi size bir şeyler sormak istiyorum. Sizler de okurken sanki karakterler ile birlikte o olayları yaşıyormuş gibi hissediyor musunuz ?
Yada hangi kitapları, hangi yazarları okurken böyle hissediyorsunuz ? Yada sizi o olaylara değilde kendi yaşamınızdan başka dönemlere götürüyor mu ?
İşte bu duyguların hepsine aşık olabilirim..
Ben bu hissi İpek Ongun'un Bir Genç Kızın Gizli Defteri Serisi ile tanıştım. Eminim ki okuyanlarınız vardır be bu hissi yaşamıştır. İşte bu hissi lisede Kristin Hannah ile yaşamıştım tekrar.
Özellikle yazarın kitaplarında ele aldığı konular her kitabında farklılık gösterse de birbirine yakın, yada bana yakın konular olduğu için kendimi okurken rahatlamış, bulunduğum dünyadan uzaklaşmış hissediyorum.
Uzun zaman olmuştu ama tekrardan okumaya başlamış olmak beni çok motive etti içimi huzurla doldurdu.
O zaman şimdi okuduğum Uzak Kıyılar kitabından bahsedeyim.
Kitabımızın baş karakterleri Elizabeth ve Jack. 24 sene evlilikleri ve iki tane de kız çocuğa sahip olan, mütevazi sahil kenarında yaşayan bir çift. Böyle anlatınca her şey ne kadar da güzel geliyor değil mi. İşin aslı böyle değil işte. Elizabeth ve Jack aslında küçük yaşta tanışıp evlenip, çok mutlu seneler geçirdiler ve hala geçirdiklerini sanıyorlar ama aslında öyle değil. Jack yıllardır kariyeri peşinde koştu, koştu ama tek başına koşmadı peşinde Elizabeth de onunla dolandı. Şehir şehir dolaştılar, bir şeyler olmadı sıfırdan başladılar. Elizabeth ailesine adadı kendini.. Ancak bugüne kadar hiç düşünmemişti kendi isteklerini, arzularını hislerini. Hep kocasına göre belirlenmişti hayatları, mutlulukları.
Peki Elizabeth bir şeylerin farkına varabildi mi ? Onu ve ailesini nasıl bir yolculuk bekliyor ?
İşte bunu okuyoruz bu romanda. Elizabeth ve kocasının en son yaşadıkları yer bir okyanus kenarı sahil kasabası denilebilir. Okurken o kadar çok oradaydım ki. Sizlere bunu nasıl tarif edebilirim ki !
Elizabeth kararlar vermek zorundaydı, inanır mısınız ben de Elizabeth ile aynı anda kendi hayatıma dair kararlar vermem gerekiyordu. Hemde önemli kararlar. Ve sanki o bir şeylere cesaret ettikçe ben de ondan ilham aldım. Kendi iç sesimi dinledim ve kendi içsel yolculuğuma çıktım.
Kitabın son bölümü de bittikten sonra Kristin Hannah ile yapılmış röportajlardan bir kısım okuyorsunuz. O kadar etkilendim ki sizlere anlatamam. Karakterleri yazarken neler düşündüğünden, kitabın sonunu yazmaya başladığında çoktan belirlemiş olduğundan ve daha bir çok detaydan bahsediyor.
Bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarım :
Instagram : @justabitblog @sedefbyk
Youtube : sedef bıyık


👍
YanıtlaSil