Ana içeriğe atla

BOŞLUĞUN GÜNCESİ / EMİ YAGİ


Boşluğun Güncesi: Kadın Olmanın, Çalışmanın ve Görünmez Yüklerin İçinden

Boşluğun Güncesi, ilk bakışta bir kadının iş yerinde yaşadığı küçük bir haksızlık üzerinden ilerleyen, hatta yer yer absürt bir hikâye gibi görünüyor. Fakat sayfalar ilerledikçe Shibata’nın yaşadığı durumun yalnızca iş yerindeki görev dağılımıyla ilgili olmadığını fark ediyoruz. Roman, oldukça sıradan görünen bir olayın içinden kadınlık, çalışma hayatı, toplumsal cinsiyet rolleri, yalnızlık ve toplumun kadınlardan beklentileri üzerine daha büyük sorular çıkarıyor.

Shibata’nın çalıştığı yerdeki konumu aslında oldukça tanıdık. İş tanımı belirsiz; çünkü bazılarına göre o sadece “bir kadın çalışan”. Bu yüzden kendi işi dışında kalan pek çok sorumluluk da doğal olarak onun üzerine bırakılıyor. Kahve yapmak, fincanları toplamak, ortalığı düzenlemek, başkalarının işlerini tamamlamak… Bunlar küçük ve önemsiz işler gibi görünse de romanın asıl meselesi tam da burada başlıyor.

Çünkü Shibata’nın itiraz ettiği şey yalnızca bir fincan kahve yapmak değil. Sürekli olarak kendisinden beklenen bir role sıkıştırılması.

Shibata'nın “Hamileyim” Demesi

Shibata’nın bu düzene karşı geliştirdiği çözüm ise oldukça sıra dışı: Hamile olduğunu söylüyor.

İlk anda bu karar komik, hatta biraz saçma gelebiliyor. Fakat roman ilerledikçe bu absürtlüğün altında oldukça ciddi bir eleştiri olduğunu fark ediyoruz. Shibata hamile olduğunu söylediği anda çevresindeki insanların ona bakışı değişiyor. Daha önce yapması beklenen işler bir anda ortadan kalkıyor. İnsanlar ona karşı daha dikkatli davranmaya başlıyor ve bedenine, zamanına, sınırlarına daha fazla saygı gösteriyorlar.

Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bir kadının sınırlarının kabul edilmesi için gerçekten hamile olması mı gerekiyor?

Romanın bence en güçlü taraflarından biri de bu soruyu doğrudan önümüze koymak yerine yaşananlar üzerinden düşündürmesi.

Shibata’nın hamileliği gerçek olmasa bile toplumun ona verdiği tepki fazlasıyla gerçek. Bu nedenle hikâyedeki absürtlük zaman zaman yerini rahatsız edici bir gerçekliğe bırakıyor.

Absürt Ama Fazlasıyla Tanıdık

Benim kitapta en sevdiğim şeylerden biri, anlatılanların ne tamamen gerçekçi ne de tamamen fantastik bir noktaya oturması oldu. Roman, gerçek hayatın içinden oldukça sıradan ayrıntılarla ilerlerken Shibata’nın aldığı kararlarla birlikte giderek tuhaflaşıyor.

Özellikle Shibata’nın hamilelik uygulamasını takip etmesi, bedenindeki değişimleri gözlemlemesi ve çevresindeki insanların ona karşı davranışlarının değişmesini izlemesi hem absürt hem de düşündürücü.

Bir yandan “Gerçekten bunu yapıyor mu?” diye düşünürken diğer yandan “Aslında neden yapmasın?” noktasına geliyorsunuz.

Çünkü Shibata’nın yaptığı şey her ne kadar alışılmadık olsa da altında çok tanıdık bir duygu var: Kendi hayatının ve zamanının üzerinde söz sahibi olabilme isteği.

Shibata'yı Her Zaman Anladım mı?

Açıkçası hayır.

Shibata’nın yaptığı her şeyi doğru ya da mantıklı bulduğumu söyleyemem. Hatta bazı noktalarda karakterin aldığı kararlar bana oldukça uç geldi. Fakat yine de onu anlamamak mümkün değil.

Bence romanın güzelliği de burada.

Shibata’yı tamamen haklı ya da tamamen haksız bir karakter olarak okumak yerine, onu içinde bulunduğu düzenin bir sonucu olarak düşünmeye başladığınızda hikâye çok daha anlamlı bir hâle geliyor.

Bazen insan, kendisine dayatılan saçma bir düzene karşı yine saçma görünen bir yöntemle direnebiliyor.







Ve belki de Shibata’nın hikâyesini ilginç yapan şey tam olarak bu.


Kadınlık Üzerinden Kurulan Beklentiler

Roman boyunca kadınlıkla ilgili pek çok beklentinin ne kadar görünmez bir şekilde hayatımıza yerleştiğini görmek mümkün.

Kadından nazik olması bekleniyor. Yardımcı olması bekleniyor. Ortamı toparlaması, başkalarının ihtiyaçlarını fark etmesi, fedakâr olması ve gerektiğinde kendi sınırlarından vazgeçmesi bekleniyor.

Bunların çoğu açıkça söylenmese bile davranışların içine yerleşmiş durumda.

Shibata’nın hamile olduğunu söylemesiyle birlikte ise bu beklentilerin bir kısmı bir anda askıya alınıyor. Çünkü artık çevresindeki insanlar onun “yardım edebilecek bir kadın” olmasından önce “hamile bir kadın” olduğunu görüyor.

Bu durum ister istemez düşündürüyor.

Bir kadının “hayır” diyebilmesi için toplum tarafından kabul edilebilir bir gerekçeye sahip olması mı gerekiyor?

Romanın bence en rahatsız edici ama aynı zamanda en başarılı tarafı, bu soruyu cevaplamaya çalışmak yerine okurun zihninde bırakması.

Yalnızlık da Hikâyenin Bir Parçası

Boşluğun Güncesi’ni yalnızca iş hayatı ve toplumsal cinsiyet üzerinden okumak bana biraz eksik geliyor. Çünkü Shibata’nın yaşadığı yalnızlık da romanın önemli parçalarından biri.

İş yerinde çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkiler, gündelik hayatı ve kendi bedeniyle olan ilişkisi üzerinden karakterin ne kadar yalnızlaştığını hissediyoruz.

Hamilelik fikri de bir noktadan sonra yalnızca iş yerindeki sorumluluklardan kurtulmanın bir yolu olmaktan çıkıyor. Shibata’nın hayatında kendisine ait yeni bir alan yaratma çabasına dönüşüyor.

Bu açıdan romanı okurken zaman zaman “Shibata gerçekten ne istiyor?” sorusunu kendime sordum.

Belki de cevabı çok basit: Kendisinin de önemli olduğunu hissetmek.

Kısa Ama Üzerine Düşündüren Bir Roman

Boşluğun Güncesi’nin çok uzun bir roman olmaması benim için ayrıca bir artıydı. Hikâye gereksiz yere uzatılmadan, oldukça akıcı bir şekilde ilerliyor. Buna rağmen bitirdiğinizde zihninizde bıraktığı sorular kitabın sayfa sayısından çok daha büyük.

Ben kitabı okurken sürekli olarak Shibata’nın davranışlarından ziyade, onu bu davranışlara iten koşulları düşünürken buldum kendimi.

Çünkü Shibata’nın yaptığı şeyleri eleştirmek kolay.

Asıl zor olan ise “Böyle davranmasına neden ihtiyaç duydu?” diye sormak.

Ve bence romanın asıl gücü tam olarak burada.

Benim Puanım: 8/10 🌿

Boşluğun Güncesi, kusursuz olduğunu düşündüğüm bir roman değil. Bazı noktalarda karakterin kararlarıyla arama mesafe girdiğini ve hikâyenin bazı taraflarının bende daha fazla karşılık bulmasını istediğimi söyleyebilirim.

Ama buna rağmen kitabın bende bıraktığı düşünce oldukça güçlü.

Kısa, akıcı, yer yer komik, yer yer absürt ve zaman zaman rahatsız edici bir roman. Özellikle kadınların çalışma hayatındaki görünmez sorumlulukları, toplumun kadınlardan beklentileri ve kişinin kendi sınırlarını koruma çabası üzerine düşündürüyor.

Kitabı kapattığımda aklımda en çok Shibata’nın yaptıkları değil, Shibata’yı böyle bir şey yapmaya iten düzen kaldı.

Belki de iyi bir romanın yapmasını istediğimiz şey tam olarak budur: Bittiğinde hikâyeyi değil, hayatın içindeki bazı şeyleri yeniden düşünmeye başlamak.

Benim puanım: 8/10 ⭐️⭐️⭐️⭐️

Ali Volkan Erdemir çevirisiyle.

Okuma notum: Bazı kitapları bitirdiğinizde hikâye sona erer. Bazılarıysa bittikten sonra zihninizde devam eder. Boşluğun Güncesi benim için ikinci grupta yer aldı. 🌿

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dil sınavlarında sık kullanılan 100 kelime ||vocabulary post 1|| 📑📌

Bu listenin kendim ezberlediğim kelimelerden oluşanını da yakın zamanda yayınlamak istiyorum. Ama şimdilik internetten bulduğum ve faydalı olduğunu düşündüğüm bu listeyi sizinle paylaşmak istedim. Bol bol tekrar ile kesinlikle ezberleyebilirsiniz.  1. mixture: karışım 2. garbage : çöp (rubbish, trash) 3. patterned: nakışlı, desenli 4. wet: ıslak - yağışlıü 5. nasty: çekilmez, baş belası 6. journalist: gazeteci, muhabir 7. furious: kızgın, öfkeli (annoyed, fuming) 8. nervous: gergin 9. impressed: etkilenmiş 10. envious: kıskanç (jealous) 11. struggle: mücadele etmek (strive) 12. witness: şahit, görgü tanığı 13. moral: ahlak 14. morale: moral 15. demoralised: morali bozuk 16. dive: dalmak 17. paddle: suda yürümek 18. submarine: denizaltı 19. cramp conditions: zor şartlar 20. gang: çete 21. crew: mürettebat 22. board: yönetim kurulu 23. dispute: anlaşmazlık, çatışma (conflict) 24. calculate: hesaplamak 25. resolve: karar vermek (decide) 26. arouse: uyandırmak (şüphe...

Gece Yarısı Kütüphanesi / Matt Haig

  Gece Yarısı Kütüphanesi: Bazen Hayatı Kurtaran Şey Doğru Karar Değil, Hareket Etmektir Bazı kitaplar hikâyesiyle etkiler. Bazılarıysa tam yanlış zamanda, tam doğru cümleyi söyleyerek insanın içine yerleşir. Gece Yarısı Kütüphanesi benim için ikinci gruptaydı. Kitabı bitirdiğimde aklımda Nora'nın hangi hayatı seçtiği değil, kendi hayatım boyunca seçimlerden nasıl kaçtığım kaldı. Çünkü bir seçim yapmak, aslında masadaki diğer tüm ihtimalleri kendi ellerinle öldürmektir. Belki de bu yüzden yıllarca kararsızlığın güvenli görünen tarafında bekledim. Yanlış yapmaktan korkarken hareket etmemeyi seçmenin daha masum olduğuna inandım. Oysa Nora'nın paralel hayatlar arasında yaptığı o yorucu yolculuk bana şunu düşündürdü: Seçimsizliğin faturası, yanlış bir seçimin faturasından çok daha ağır olabiliyor. En azından yanlış bir kararın sonucuna katlanmak, kendi yarattığın eylemsizlik cehenneminde sıkışıp kalmaktan daha gerçek geliyor artık. Sonsuz İhtimallerin Yoruculuğu Matt Haig'in k...

Dil Öğrencileri İçin Kaynak Pdf • 📚📝

GRAMMAR KİTAPLARI… Boyut:751 MB  ➽    http://yadi.sk/d/yQJroNzVNZRRj   OKUMA KAYNAKLARI…Boyut:1.01 GB  ➽  http://yadi.sk/d/ZQvYZEmqNZSWF   PHRASAL veRBS… Boyut:236 MB  ➽    http://yadi.sk/d/LWnLd9DiNZSe3   PRACTISE…. Boyut:1.50 GB  ➽    http://yadi.sk/d/IwT6HfV2NZT7d   ELTS & TOEFL… Boyut:1.28 GB  ➽    http://yadi.sk/d/P9Ja9E81NZTeS   VOCABULARY… Boyut:2.03 GB  ➽  https://yadi.sk/d/UU-hyPavTcfFB   ELS DERGİ VE KİTABI…Boyut:105 MB  ➽    http://yadi.sk/d/AiwP4NefEkouW   http://yadi.sk/d/Diqk5-lhEtGCz Sözlükler…Boyut:280 MB  ➽  http://yadi.sk/d/nWp-UQMqNZQXA